11 Eylül 2012 Salı

Agra'ya Yolculuk: Tac Mahal

Hindistan'a gelenlerin yapılması gerekenler listesinde 1 numara genellikle Tac Mahal'i görmek. Nedense ben geldiğimden beri pek Tac Mahal'i görmeyi önemsemedim. Çok daha farklı yerlere gitmek istedim hep. Tac Mahal'i on beş kere fotoğraflardan gördüğüm için artık sıradan hissi verdiğinden sanırım. En sonunda "Hindistan'a kadar gittim Taj Mahal'i görmeden geri döndüm" demeyi özellikle de " Taj Mahal büyük, ben daha büyüğüm." pozunu çektirmeden dönmeyi kendime yediremeyeceğimden Tac Mahal'in bulunduğu Agra şehrine gitmek için yollandım.

Eh, gezip durmaktan paramız bayağı azaldı. O yüzden Agra'ya trenle general class'ta (en düşük sınıf) gitmeye karar verdik. Delhi'den Agra'ya 3 saatlik yol için yalnızca 75 rupi yani 2,5 lira ödedik. Tren sabah 7.30da kalkıp 10.30da Agra'da oluyor. Akşama kadar gezip akşam da 7 treniyle Delhi'ye dönmek mümkün. Biletleri 1 gün öncesinde Nizamuddin Railway Station'dan alıyorsunuz. Dönüş biletlerini de malesef gidince Agra'dan almak gerekiyor. Haftaiçi gitmek en iyisi. Haftasonu giderseniz dönüş için tren bileti bulmak çok zor. Bekleme listesine alıyorlar ve sıra hiçbir zaman size gelmiyor. Haftaiçi bile tren bileti bulmak çok düşük bir ihtimal. Eğer dönüş için tren bileti bulamazsanız taksi tutmanız gerek. Onlar da yaklaşık 1000 rupi.

Dönüş bileti bulup bulamayacağımıza emin olmadan, bir aydır Hindistan'da yaşıyor olduğumuzdan da cesaret alarak sadece 3 kız çıktık yola. -Sağlam bir şekilde dönmeyi de başardık.-

70 rupilik bilete göre tren beklediğimden daha az kötü çıktı açıkçası. Tıklım tıkış değildi yanıma kimse de oturmadı, yol boyunca uzanıp çantama sarılarak emniyete alıp uyudum. Çaprazda oturan sürekli beni inceleyen adam hariç yolculuk kötü geçmedi.



Agra Cannt istyasyonunda indikten sonra aynı tren yolculuğunun biraz daha kalabalığına katlanabileceğinizi düşünüyorsanız ilk yapmanız gereken gidip dönüş biletini ayırttırmak. Şansımıza aynı günün akşamında trenin yine aynı en düşük sınıfında yer vardı. Dönüş biletimizi de 75 rupiye kapattık.Agra için bir gün kesinlikle yeterli, orda bir gece geçirip otele para bayılmaya hiç gerek yok. Tarihi anıtlar dışında şehirde hiçbir şey yok. Gayet sıkıcı bir yer. 

Daha sonra istasyonda önceden ödemeli auto gişelerine gidip hangi tarihi anıtları görmek istediğinize göre auto ödemesi yapıyorsunuz.

Taj Mahal tren istasyonuna çok yakın, yol yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Yabancılara giriş bileti 750 rupi (25 lira) iken Hintlilere giriş 20 rupi. Arada gerçekten çok komik bir uçurum var. Pazarlarda en azından pazarlık yapıp fiyatı indirme gücünüz var, burda o da yok. Neyse ki 750 rupiye bir şişe su da dahil. Suyu almayı unutmamak lazım o kadar para vermişken.

Daha içeri girmeden bile gerçekten harika bir anıt göreceğinizi müjdeleyen güzel bir bina karşılıyor önce.



Kapıdan girince Taj Mahal'in heybetini görüveriyorsunuz birden.




Eh... İlk işim " Taj Mahal büyük, ben daha büyüğüm." pozunu çektirmek oldu tabi. İnsan dayanamıyor.



Sonra da biraz modern bir bakış açısı katmak istedim ve abazan Hintlilerin bakışları karşısında komik ve seksi pozlar verdim.



Fotoğraf çekinmeye çok hevesli olduğumu anlayan bir teyze de hemen yanıma oğullarını gönderiverip fotoğraf çekti. Soldaki asi bakışlı tontoş çocuğun suratını mıncırıp ısırasım gelmedi değil. Annesi evlenmeye zorlar diye korktum yapmadım.Taj Mahal'e giden bir beyaz tenli olunca saat başına yaklaşık 20 Hintliyle fotoğraf çekinmek zorunda kalıyorsunuz.



Bunlar da birlikte geldiğim Portekizli arkadaşım Sarah ve Alman arkadaşım Luisa.


Taj Mahal' şöyle bir alıcı gözüyle bakınca çimenler dikkatimi çekti . Bakımsız ve çelimsizler. Özellikle sağ taraftaki çimler, kurumuş gitmiş. Her turistten 750 rupi alıyorlar, koskoca Taj Mahal'in çimlerine daha çok bakabilir, suluyabilirler heralde.. Fotoğraflarımız bozuluyor..


Geyiği bırakıp gerçekten de alıcı gözüyle bakınca her insan gibi ben de binanın büyüklüğünden ve güzelliğinden inanılmaz etkilendim. Bence Taj Mahal'in böylesine ünlü ve etkileyici olmasının esas nedenleri insanların inşa ettiğine inanamayacak kadar büyük olması ve bir aşk hikayesiyle de güzelcene süslenmiş olması.

İçerde fotoğraf çekmek malesef yasak. Sürekli aynı Taj Mahal pozlarını görmemizin nedeni de bu olsa gerek. Ayrıca içerde galoş giymek gerekiyor. ( Neyse ki 750 rupilik biletlere galoşlar da dahil ) İçerinin duvarlarında da dışarısı gibi birçok mozaik süslemeler var. Mozaik sabır işi. Hele de böyle koca bir anıtı süslemek için gereken miktarı düşündükçe.. Hakikaten sabır işi.

Taj Mahal'den öbür tarafa bakınca girdiğimiz kapı aynen şu şekilde görünüyor:



İçeriyi gezdikten sonra arka taraftaki çıkışta geniş bir alan , bir kule ve nehir manzarası var.


Taj Mahal ziyaretimiz bittikten sonra önceden ödediğimiz auto ücretine dahil olarak Agra Fort'u (Agra Kalesi) görmeye gittik. Ancak biletin 250 rupi olduğunu öğrendikten sonra ( Taj Mahal biletinizi gösterirseniz 50 rupi indirim yapılıyor.) içeri girmedik. Eğer paranız varsa mutlaka girmelisiniz, bazı insanlar Agra Kalesi'nden daha çok etkilendiklerini söylüyor. Ben sadece fotoğraflarını çekmekle yetindim.



Bütün bunlaır yaptıktan sonra da tren saatine kadar 4 5 saatimiz kaldı. Alışveriş yapabiliriz diye düşündük ama tabi ki de auto şoförünün bizi götürdüğü bazaarlar inanıılmaz pahalıydı. Agra'da alışveriş yapmak pek mantıklı değil. Biz de bir cafeye oturup kahvemizi içtik.



Dönüş yolculuğu inanılmaz yorucu geçti. Şükürler olsun ki diğer iki arkadaşımdan daha hızlı davranıp cam kenarını kaptım, böylece arada hava alabildim. Zaten bütün gün sabahki yolculuk yüzünden alerji olmuş bir şekilde burnumu çekiştirerek dolanmıştım. Eve döndüğümde de alerjinin üstüne bir de hasta oldum. O yüzden de haftasonu için planladığım Amristsar ve Rishikesh gezisine gidemedim.

Perşembe günü Kamasutra Temple'ının olduğu Khajuraho'ya ordan da ölülerin yakıldığı kutsal şehir Varanasi'ye gidiyorum.Türkiye'ye dönmeden önceki son gezilerim olacak. Hindistan'dan dönerken Amritsar ve Rishikesh'e gidememiş olmak içimde kalacak ama 'Taj Mahal'den büyüğüm' pozunun içimde kalmasından daha iyi heralde... Umarım öyledir...


(Agra Cantt İstasyonu)




9 Eylül 2012 Pazar

Hindistan Hakkında İlginç Bilgiler

  • Hintliler'in ilginç bir "evet" mimikleri var. Hayır demek için bizim de yaptığımız gibi kafalarını sağa sola sağlıyorlar. Onda bir sorun yok. Evet demek içinse kafalarıyla zigzag çiziyorlar. Çene sağa giderken alın sola, çene sola giderken alın sağa gidiyor. Başta " Hmm emin değilim, olabilir de olmayabilir de." dediklerini sanıyorsunuz. Aslında gayet evet demeye çalışıyorlar. Özellikle autocularla pazarlık yaparken bu hareketin evet demek olduğunu bilmekte fayda var.
  • Yakın erkek arkadaşlar el ele tutuşarak yürüyor. Hindistan'daki ilk günlerinde insan "Vay be Hindistan'a bak. Gaylere karşı ne kadar saygılı ve hoşgörülüler, gayler rahatça el ele dolaşabiliyor." diye düşünüyor. Sorup soruşturdukça gaylere hoşgörüyle alakası olmadığını öğreniyorsun. Eh, biraz komik bir görüntü tabi. 
  • Trafik soldan akıyor, yani sürücü sağ tarafta. Şahsen ben "önce sola sonra sağa sonra tekrar sola" alışkanlığından henüz kurtalamadım. Umarım ben şaşkoloz şaşkoloz sola bakarken sağdan gelen bir araba yüzünden ölmeden Türkiye'ye dönebilirim.
  • Tuvalet kağıdı kullanmıyor, suyla temizleniyorlar. Tuvaletlerde genellikle hortum ve fıskiye bulunuyor.
  • Halka açık alanlarda ve kapalı mekanlarda sigara içmek yasak. Ama halka açık alan ayrımını yapmak çok zor. Örneğin açık hava pazarlarda sigara içmek yasak ama hiçbir yerde uyarı tabelası yok.
  • Özellikle Delhi'de ve diğer bir çok şehirdeki lokantalarda ve cafelerde menüde yazan fiyat aslında doğru değil. Şöyle ki onlar vergisiz fiyatlar. Vergi sonradan faturaya ekleniyor. Ne kadar ödemeniz gerektiğini önceden kestiremiyorsunuz. Neden direk vergili fiyatları yazmadıklarını bir türlü anlayamadım. Her zaman bir sürpriz sizi bekliyor. Bazen bir de üstüne servis ücreti ekliyorlar. 
  • Erkekler kırmızı bir şey çiğniyorlar. Sokakta yürüyen bir adam ya da auto şoförü kırmızı bir balgam tükürüverince ya da yerlerde kırmızı balgamlar görünce kan tükürüyorlar sanıp korkmamak lazım. Ya da erkeklerin o şeyi çiğnedikten sonraki kırmızı dişlerini görüp bu adam bir vampir ve az önce beslenmiş diye düşünüp koşarak uzaklaşmamak lazım.
  •  İnekler kutsal sayılıyor. Yollarda sürekli "saldık yola mevlam kayıra" şeklinde başıboş inekler geziniyor, yolun ortasında, kenarında uyuyorlar. Kutsal sayıldıkları için de doğal olarak onları yemiyorlar. Bazı lokantalarda beaf yazıyor ama aslında inek eti değil kuzu eti. Et düşkünlerinin Türkiye'ye döner dönmez bifteklere saldıracağına şüphe yok.
  • Her yerde menüdeki yemekler vegeterian ve non-vegeterian diye ayrılıyor. Non-veg yemeklerle aynı hatta bazen daha fazla miktarda veg yemek bulunuyor. Ülkede birçok vejetaryen var.Burdaki vejetaryenler yumurta da yemiyor. O yüzden yumurtasız pastalar, kekler, donutlar da bulunuyor .Her yemeğin etli olduğu Türkiye'ye kıyasla burda vejetaryen olarak yaşamak çok kolay.
  • Muzlar çok ucuz ve lezzetli. Tanesi 5 rupi yani 15 kuruş. Mangolar da çok lezzetli. Hayatımın ilk mangosunu burada yedim. Custard apple ( Hint ayvası) diye bir meyveleri var. Dışı yeşil bir kozalağa benziyor. İçi de yaprak yaprak ve beyaz renkli. Bir de star fruit var.Gerçekten de meyve kesince yıldız şeklinde oluyor. Tadı aşırı sulu bir yeşil elmaya benziyor. 
  • Metrolarda trenin ilk bir kaç vagonu kadınlara ayrılıyor. İstasyonda "women only" yazan pembe tabelalar bulunuyor.
  • Şehirde scooter kullanan bir çok kadın var. Yasalara göre erkeklerin kask takması zorunluyken kadınların saçları bozulur diye kask takmalarına gerek yok. Yasaları hazırlarken kadınlara karşı bayağı anlayışlı olmuşlar. Ölme risklerini azaltmak yerine saçları bozulmasın daha iyi.
  • Kadınlar saçlarına hindistan cevizi yağı sürüyor. Duşta şampuandan önce uygulayıp 10 dakika bekletiyorlar. Onların saçlarını bu kadar parlak ve yumuşak yaparken benimkinin yağlı görünmesine neden oldu.
  • Kadınlar ayak parmaklarına yüzük takıyor. Çoğu kadın çok süslü her zaman küpeler, hızmalar, bilezikler takıyorlar. Ama burda takılar zenginliğin göstergesi değil de kadınlığın göstergesi.
  • Özellikle turistik bir mekandan çıkıyorsanız autocular karşınıza farklı anlaşmalarla gelebiliyor. Ya çok ucuza ya da ücretsiz olarak gitmek istediğiniz yere götüreceklerini ancak karşılığında sizi 2 bazaara götüreceklerini ve orda 10'ar dakika geçirmek zorunda olduğunuzu söylüyorlar. Karşılığında o dükkanın sahiplerinden ücretsiz petrol fişleri alıyorlar. Aman diyim zaman kaybı, en pahalı bazaarlara götürüyorlar.
  • Erkekler sağa sola kah kuh tükürdükleri için bazı yerlerde tükürmek yasaktır yazan tabelalar hatta bazı yerlerde de bunu şematik olarak gösteren tabelalar var. Her metro istasyonunda tükürmek kesinlikle yasaktır tabelalarını görmek mümkün. Fotoğraftaki harika örnek Delhi'deki Qutub Minar'da bulunuyor.












6 Eylül 2012 Perşembe

Goa'da bir mucize

Hindistan mucizelerle dolu bir ülke. Burda başınıza hiç beklemediğiniz anlarda hiç beklemediğiniz şeyler gelmesi mümkün. Ayı daha önce hiç görmediğiniz bir renkte, bir şekilde, bir akşamüstü güneş mi ay mı ayırt edemeyecek kadar bir kızıllıkta görmek mümkün. Geldiğinizin 3. gününde balkonda ancak birkaç tane yıldız olan gökyüzünü seyrederken bir anda büyük bir yıldız kaymasını görmek mümkün.

Bütün hisler burda ayrı bir yoğun. Bunun nedeninin insanlarının çok fazla batıl inançlı olması, inandıkları şeylere gerçekten inanması ve hislerine çok güvenmesi olduğunu düşündüm hep. Bir şekilde insan kendini onların enerjisinin içinde buluyor. İnsan Hindistan'da hiç olmadığı kadar batıl inançlı ve hisli birine dönüşüveriyor. 

O yıldız kaymasını gördüğüm an burda mucizeler yaşıyacağımı, hiç unutamayacağım şeyler göreceğimi hissetmiştim. O kayan yıldız bana düşerken "Sana özel tozumdan serptim. Gözlerin her zaman açık olsun." diye seslendi.

Goa'daki sanırım 3. günümde Calangute Beach'e öğle yemeği yemeye gitmiştik. Sahile geldiğimizde gruptan bir kaç adım ayrılıp sahile doğru yaklaştım. Acaba arkadaşlarım on saatte nerede yiyeceğimize karar vermeye çalışırken kameramı çıkarıp bir kaç fotoğraf çeksem mi yağmur başlayıp da kameram ıslanır mı diye düşünüp her zaman olduğum gibi kararsızca sahile bakıyordum. Bir anda sahildeki merdivenlerden çıkarak bana doğru bakan  arkadaşım Gökhan'ı gördüm. Ne onun benim Hindistan'da olduğumdan haberi vardı ne de benim onun burda olduğundan.Dünyadaki yüzlerce ülkeden birinde, kıyıdaki bir şehirde, bir sahilde aynı saniyede bulunmuştuk.. Dünya bazen elimizde tutabileceğimiz minik bir top haline gelip insanları bir araya getirebiliyor.

Fotoğrafların aklımızdaki anıların canlılığını öldürdüğünü düşündüm hep. Nasılsa o anı hatırlamak istediğinde bakabileceği bir fotoğraf olduğu için beynimiz pek sallamayıp o anın kendi çektiği fotoğrafını unutuyor kolayca. Fotoğraf makinesinin esas güzelliği büyük bir ihtimalle hatırlayamayacağınızı düşündüğünüz şeyleri, insanları ve ayrıntıları çekmesi.

Gökhanla ilk karşılaştığımız an sadece 5 dakika konuşup sonra da sevgili muson yağmuru geldiği ve fotoğraf çekinemediğimiz için mutlu oldum o yüzden. Yoksa fotoğraf makinesinin denklanşörü bir silahın tetiği gibi kurşunu gönderecekti ve çat. O mucize ölmese bile en azından yaralanacaktı. Şimdi o anı yıllar sonra hatırlayabilmek beynime kaldı. Bunu başarabileceğine inanıyorum sevgili beyin.

Gene de gerçekten de Hindistan'da karşılaştık mı diye şüpheye düşmemek için ertesi gün buluştuğumuzda hemen arkadaşıma fotoğrafımızı çektirdim tabi. Arada bir bakıp evet gerçekten de böyle bir mucize gerçekleşmiş diye emin oluyorum.







  

Goa Hindistan'ın Deniz Tatili için Muhteşem Şehri

Hindistan'ın kalabalığından kurtulmak ve palmiyelerle dolu bir sahilde kafa dinlemek için harika bir yer Goa. Bizim yaptığımız gibi Muson yağmurları döneminde gitmemek lazım tabi. Orda olduğumuz 5 gün boyunca yağmur yağdı. Goa'da sezon Kasım'da başlıyor,  Ocak sonuna kadar sürüyor. Söylenenlere göre o dönem bayağı kalabalık oluyor; sürekli partiler, bikinileriyle gece kulüplerine giden çıtırlar, sahilde yüzenler...

8 arkadaş Kuzey Goa'da 5 gün geçirdik. Little Baga Beach'te MN Resorts adında bir yerde kaldık. Günlük yaklaşık 30 liraydı. Goa geneline göre oldukça iyi bir ücret.


Bizim kaldığımız odanın inanılmaz rahatlatıcı bir manzarası vardı. Goa'da zaten sürekli huzurlu hissettim. Bir de o manzarayı gören balkon olunca her şey harikaydı. Orayı da görmeliyim burayı da görmeliyim derdine düşmeden saatlerce balkonda oturup kitap okudum.



Goa Hindistan geneline kıyasla fazlasıyla rahat kaçıyor. Erkek kadın ilişkileri o kadar muhafazakar değil. Sevgililer daha rahat dolaşıyor. Kıyafetler konusunda daha rahatlar. Ama Hindistan'ın muhafazakarlığı hala hissediliyor.. Bir gece dışarı çıktığımızda dans etmek için piste giden erkek arkadaşlarımızı garson gelip çiftler olmadan dans edemeyecekleri için uyardı. Zavallıcıklar güzel kızlara rezil olup sinirle geri döndü.

Goa'da taksiler çok pahalı ve pazarlığa da autocular gibi açık değiller. Burda scooter kiralamak çok daha ucuza geliyor. Bütün gün scooterla istediğiniz kadar gezebiliyorsunuz.




Calangute Beach Kuzey Goa'nın en ünlü sahillerinden birisi. Her zaman kalabalık o yüzden de kafa dinlemek için tercih edilecek bir yer değil.


Ayrıca halhal ve bilezikçi ablalar da hiç rahat bırakmıyor. Bir tanesi bir halhal örmek için 600 rupi isteme cüreti bile gösterdi. En sonunda 50'ye anlaşıp pazarlık için o kadar çaba sarf ettikten sonra da o halhalı aldım. Ama 40 rupi verip bir gün 10 rupiyi getireceğime söz verdim. Belki bir gün tekrar Hindistan'a gelip o kadına 10 rupisini veririm.Kim bilir. Kadının suratını unutmayayım diye fotoğrafını da çektim nasılsa. ( sağdaki çirkef tipli kadın)




Anjuna Beach'e sezon döneminde giderseniz çarşambaları oldukça güzel ve ucuz bir bit pazarı olduğu söyleniyor. Bize nasip olmadı.

Baga Beach de kalabalık sahillerden. Ayrıca birsürü bar da bulunuyor. Tittos ünlü barlardan biri.Biz gece çıktığımızda genellikle St Anthony barını tercih ettik. En çok insanla dolu olan yer orasıydı. Kareoke bar denilebilir ama dans edip kendi kendine takılanlar da oluyor. Komik olan da kareokeden sorumlu olan kişiler mikrofunu bırakmayıp kendi kendilerine kareoke yapıp duruyor.

Vagator beach benim en çok beğendiğim sahil oldu. Sezonda güneşle birlikte ayrı bir güzel gözüktüğüne eminim. 



Sahilde keyiflenirken atraksiyonlara da girmemek gerek tabi. Şahsen ben girdim ve pişman oldum. 



Görmüş olduğunuz fotoğraftaki yosunlu kayaya çıkıp mutlu mutlu manzaramı izledim. Aşağı inerken de yosuna basıp vıjık diye kaydım, popo üstü kayanın üstüne düşüverdim. Bu olay olalı bugün bir hafta oldu ama popom hala acıyor.
North Goa kalabalık sahilleriyle, gece hayatıyla, güzel kadınlarıyla ünlüyken South Goa daha çok sakin bir tatil isteyenlerin yeri. biz de gelmişken South Goa'yı da görelim istedik ve otobüsle bir tur ayarladık. Ancak otele gelip de haritaya baktığımda fark ettim ki aslında bizi götürdükleri yer South Goa falan değil, bulunduğumuz yerin azcık güneyinde olan Panaji ilçesiymiş. Güney Goa'yla ilgili boşuna hayal kırıklığı yaşamışım. South Goa'nın ünlü sahili Palolem Beach'i göremeden Delhi'ye geri dönmüş olsak da Panaji'nin ünlü Miramar Beach'i de fena değildi. Sahte Güney Goa turu sırasında çok kötü hasta olduğumdan Miramar Beach'e gelince sahilde ayaklarımı cıpcıp suya sokamadım. Baya içimde kaldı. Havlu serip dalgaların sesini dinleyerek harika bir uyku çektim.



Goa genelinde yemek yemek pahalıya patlıyor, gene de her seferinde yediğim harika yemeklere değdi diye düşünüyor insan.Baga beach'teki Brittos Goa'nın en ünlü restorantlarından biri. Hem yemekleri harika hem de mekanın içi çok güzel. Yerler kum, duvarlar şirin lambalarla süslü hasırlardan oluşuyor. Calangute Beach'teki Souza Lobo da yemekler açısından harika, o da Brittos gibi deniz kenarında. Ancak mekanın dizaynı Brittos kadar hoş değil. İki lokantanın da harika deniz ürünleri yemekleri var. Hindistan'da biftek yemeyi özlemiş olanlar da Souza Lobo'da biftek hasretini giderebilir. 






3 Eylül 2012 Pazartesi

Mumbai (2) saklı şehir

Mumbai görünürde gelişmişlik ve zenginlik izlenimi verebilir ama aslında onun süslü görüntüsü fakirliğin ve "geride kalma"nın arka sokaklarda hatta işlek herhangi bir bölgede daha kolay gizlenmesini sağlıyor.

Birsürü pahalı ya da orta halli aracın, taksinin geçtiği düzgün bir caddede yürürken kaldırımda çocuğuyla birlikte ekmek pişiren bir kadın karşınıza çıkabiliyor.



Başka bir caddede plastik torbalardan kendi yaptığı çadırda kalan birini görebiliyorsunuz.




Metro istasyonlarında bilet gişelerinin hemen yanında uyuyan anne ve çocuklarına rastlayabiliyorsunuz.




Mumbai büyük çamaşırhaneleriyle ünlü. Orda çalışan işçiler her gün güneşin alnında yüzlerce çamaşır yıkıyor. Günde yalnızca 3 4 lira için. Fotoğraf çekmek için bile o sıcakta ve güneşte ancak yarım saat dayanabildiğim yerde onlar bütün gün çamaşır yıkıyor.







Mumbai'nin en büyük sorunlarından biri metro olabilir. Korkunç bir metro sistemi var. Teknolojik açıdan değil. Hindistan standartlarına göre iyi sayılabilecek metro istasyonları ve metroları var. Ancak metroyu çok fazla insan kullanıyor, özellikle saat 5 gibi ayağını nereye basacak yer bile bulamıyorsun. Metroların açılır kapanır kapılaır yok. Kapı hiç yok. İnsanlar öyle sarkarak gidiyor. 

Metro sınıflara ayrılmış. Birinci sınıf ya da ikinci sınıf var. Birinci sınıf vagonlaırn hepsi kadın erkek karışık. 2. sınıfta yalnızca kadınlar için vagon da bulunuyor. İlginçtir ki engellileri de düşünebilmişler, onlar için de ayrı bir vagon var. Diğer vagonlar tıklım tıkış olduğu için engellilerin vagonuna binmeye çalışırsanız vagondaki engelliler siiz döverek vagondan aşağı itiyor.

Eğer istasyonlar ve tren kalabalık değilse yani metroya binmek için dövüşmek gerekmeyecekse metro her durakta 10 saniye duruyor. Kararlı olup anında kendini metrodan dışarı atman ya da anında metroya binmen gerek.


Eğer istasyonda bekleyen çok insan var ve metro da halihazırda tıklım tıkışsa bir dövüş başlıyor. Havada yumruklar, tekmeler, itişmeler, bir yandan inmeye çalışanlar, bir yandan fırsattan yararlanıp "beyaz" kadınların göğsüne elleyenler... Tecrübesizler için o vagonlara binmek imkansız. Biz 3 kez şansımızı denedik. En sonunda pes edip 1. sınıf biletimiz olmadığı halde riske girdik ve 1. sınıf vagona girdik. Gene dövüşmemiz ve havada uçarak vagona girmemiz gerekti ama biraz daha kolay kazanılan bir savaştı.






Metrodaki kazanılan savaşlardan sonra sonunda ulaşmak istediğimiz bölgeye ulaştık: Dharavi. Dharavi daha fakir insanların yaşadığı, "slum" denilen gecekondu bölgelerinden biri. Orda İngiliz sömürgesi döneminden kalma, kendinizi medeniyette hissettiren harika gotik yapılar yok.




9 turist o bölgede gezerken baya bir ilgi çekiyor tabi. Herkes bize bunlar burda ne halt yiyor, kayboldular mı acaba bakışlarıyla bakıyordu.


Bütün çocuklar yemelik. Dharavi'deki çocuklar ayrı bir yemelik ve sarılıp durmalık.




Bakışları diğer Hintli çocuklardan farklı. Umutlu, üzgün ve meraklı.











2 Eylül 2012 Pazar

Mumbai (1) görünen yüz



Mumbai bir çok açıdan Delhi’den çok daha “şehir” gibi. Her şey biraz da olsa planlı, düzenli ve organize. Burası medeniyete biraz daha yakın. Çoğu özelliği nedeniyle insan gerçekten kendini Hindistan'da gibi hissedemiyor. Sanki esas Hindistan kuzeyde. Sadece iki gün geçirmeme rağmen burada kendimi sürekli huzursuz hissettim. "Şehir" etkisi yüzünden belki de. Ben burada Hindistan'ın güzel mi kötü mü bir türlü anlayamadığım ama içten içe bayıldığım mistik kokusunu bile alamadım. Sadece şehir kokusu ve sidik kokusu vardı.

Trafik Mumbai'de biraz daha düzenli. Araçlar Delhi’deki gibi kafasına göre değil kendi hattında gidiyor. Ayrıca aracın içinde hoplayıp durmadığınız düzgün yollar var. Tabi kornalar buranın da vazgeçilmezi . Yayalar için trafik lambaları var, ancak anlaşılan Mumbaili Hintliler pek yararlı bulmuyor. Çünkü karşıya geçebilmek için elinizle işaret yaparak kendinizi yolun ortasına atmanız gerek. Şehrin merkezinde bildiğimiz taksiler kullanılıyor, auto rickshawlar yasak. Merkezden uzaklaştıkça karşınıza çıkmaya başlıyor, ancak bisiklet rickshawlardan hiç görmedim.


Ortalık çok daha yeşil, bir çok yerde ağaçlar, palmiyeler var. Tabi bir de deniz... Denizin olduğu şehirler her zaman ayrı bir güzel. Renkli gözlü olduğu için güzellik konusunda hayata bir adım önde başlayan insanlar gibi denizi olan şehirler de şehirler arasındaki gizli yarışa bir adım önde başlıyor bence.


Chowpati Beach şehrin merkezinde. Öyle süs için orada durduğu hissini veriyor, sahilde yüzen eden yok. Çocuklar kenarda cıpcıp yapıyor sadece.  Suyu da bayağı ılık. Hatta sıcak bile denebilir.







Şehirde İngiliz sömürgesi döneminden kalma bir çok Gothic yapı var. İnsanın kendini biraz daha medeniyette hissetmesinin önemli nedenlerinden biri de bu olmalı.




İngiliz sömürgesi döneminde inşa edilmiş Gate of India hem turist hem de Hintlilerle dolu. Şehirde çok fazla dilenci var ama buradaki dilenciler ayrı bir yapışkan. Bir tanesi gerçekten 20 dakika boyunca birlikte gezdiğim arkadaşlarımdan birini rahat bırakmadı, kız sonunda çocuğa meyve alarak yakasını kurtardı.




Colaba Causeway'de Leopold Cafe turistlerin popüler mekanı.Yemekler ve tatlılar süper ama fiyat olarak hafif tuzlu. Gregory David Roberts'ın Hindistan'ı anlatan Shantaram kitabında da cafenin adı sık sık geçiyor. Mekanın çok popüler olmasının esas nedeni 2008 kasımında cafede 10 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilen terörist saldırı. Cafenin duvarlarında ve sütunlarında birsürü kurşun izi var.




 Ekipten sağ kalan tek kişi olan Mohammad Ajmal Amir Kasab'ın davası da ancak daha yeni, 29 Ağustos 2012'de sonuçlandı ve Kasab ölüme mahkum edildi.