18 Ekim 2013 Cuma

İrlanda Müziği


İrlanda’nın sürekli kasvetli ve yağmurlu olan havası çok ilginç ki ülkede yaşayanları mutsuz, karamsar, sinirli ve asosyal insanlara çevirmemiş. Sıcakkanlı, eğlenceli ve konuşkan olmaları İrlanda’nın geleneksel müziğine yansımış ve ortaya kıpır kıpır, eğlenceli, coşkulu bir folklorik müzik çıkarmış. İrlanda müziği insanı anında ayağa kalkıp dans etmeye çağıran, içindeki bütün mutsuzluğu, karamsarlığı koparıp atan; tek bir kelimeyle tasvir edilecek olursa kendileri gibi çok “şirin” bir müzik.

İrlanda geleneksel müziğinin temel enstrümanları akustik gitar ve keman. Bu harika ikilinin yanına akordeon, yan flüt, banjo, whistle ve bazuka da eklenince ormandaki bir şenlikte ateşin etrafında dans ettiğinizi hissediyorsunuz.  (Şunu da küçük ve biraz gereksiz bir bilgi olarak söyleyelim; Celine Dion ‘un klişeleşmiş şarkısı My Heart Will Go On’un aklımızda en çok kalan flüt melodisi düşündüğünüz gibi yan fllüt değil küçücük, 6 delikli  “whistle” dedikleri İrlanda flütü.)

İrlandalıların müzik yaparken böyle değişik enstrümanlar kullanmaları müziklerini tadından yenmez hale getiren etmenlerden biri. Alıştığımız gitar, bateri, klavye üçlüsü yerine farklı vurmalılar, telliler, üflemeliler duymak insanda müziğe karşı ayrı bir heyecan uyandırıyor. Kulaklarımız aynı tonlara, aynı enstrümanlara duyarsızlaşmışken İrlanda’nın bir barında oturup yüzlerce çeşit biralarından birini yudumlarken canlı canlı İrlanda müziği dinlemek müziğe olan duyarlılığı ve heyecanı, yeni müzikler keşfetme isteğini anında geri getiriyor.

Aslında İrlandalıların müzik aşkını fark etmek için bir bara, bir konsere gitmeye, bir albüm almaya bile gerek yok. Sokaklarda sizi sokak müzisyenleri karşılıyor ve hepsi de bütün İrlandalılar güzel sesli ve güzel enstrüman çalıyor olmalı dedirtecek kadar iyi ve keyifli müzik yapıyor. Türkiye’nin sokaklarında çokça denk geldiğimiz “ Çıkıp biraz bir şeyler tıngırdatıp üç beş para kazanayım.” kafasıyla sokağa fırlayanlardan olmadıklarını yaptıkları müzikle; o müziği sokakta yapmanın verdiği keyfi de mutluluklarıyla gösteriyorlar.

İrlanda folklorik müziğinin bir başka güzelliği de türküler gibi genellikle fosillerin dinlediği bir müzik olmaması, gençlerin de geleneksel İrlanda müziği yapması, konserlerine gitmesi ve folklorik müziğin ülkede yaşayan herkesin hayatına tamamen yedirilmiş olması. Bunun en güzel örneği de 8 senedir ülkenin başkenti Dublin’de düzenlenen benim de gitme fırsatı bulduğum İrlanda müziği ve kültürü festivali Tradfest. Festival bu sene 22-27 Ocak tarihleri arasında düzenlendi. Dublin’e indiğim gece kendimi bir konserde buldum ve anında İrlanda folklorik müziğiyle büyülendim. Festival kapsamında konser salonlarında, katedrallerde çeşitli konserler düzenleniyor, neredeyse her barda küçük gruplar folklorik müzik yapıyor.



Benim konserlerini dinlediğim gruplar arasında en çok hoşuma gideni Téada isimli grup oldu. İrlanda’ya gidip şarkılarını canlı dinleme fırsatımız nereden olacak ya da o kadar bekleyemem diyenler İrlanda müziğiyle tanışmak için grubun websitesi www.teada.com ‘dan grubun bir kaç şarkısını dinleyebilir. Ayrıca katedralde konser veren isimlerden olan İrlanda’nın en ünlü müzisyenlerinden Sharon Shannon’ın da en azından bir kaç şarkısının tadına bakmak lazım. http://www.sharonshannon.com/vids.html ‘den Shannon’ın videolarına ulaşabilir akordeonun kıpır kıpır sesine kendinizi bırakıp dans edebilirsiniz.

Moher Falezleri /Cliffs of Moher


Avrupa’da seyahat düşünüldüğü zaman akla genellikle artık klişeleşmiş Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkeler gelir. Doğa gezisi yapmayı istiyorsak ilk tercih Avrupa değildir çoğu zaman. Ancak İrlanda inanılmaz doğasıyla kendini diğer Avrupa ülkelerinden ayıran bir ülke. Henüz yüksek ve parlak binaların hükmedemediği İrlanda, capcanlı yeşil çimenleri ve ağaçlarıyla şehir içinde olsanız bile her zaman doğada olduğunuz hissini verir.

İrlanda’nın doğasının en harika örneklerinden biri de Atlantik Okyanusu’nu göğüsleyen Moher Falezleri. Falezler ülkenin batısındaki Clare bölgesinde bulunuyor. Moher Falezleri’ne İrlanda’nın en tatlı şehirlerinden biri Galway’den ya da başkent Dublin’den kalkan günlük otobüs turları ile ulaşılabilir.

Falezlerin kenarındaki yolda yürürken okyanusun harika mavisi ve dalgalarının sesi falezlerin heybetiyle birleştiğinde mükemmel bir manzara oluşturur. Eğer şansınıza hava çok rüzgarlı değilse ve yeterince de cesursanız kayalardan birine yaklaşıp yere uzanarak aşağı bakmanız hem Atlantik Okyanusu’nun heybetli kayalara nasıl çarptığını görmeniz hem de ne kadar yüksekte olduğunuzu kavramanız için tavsiye edilir.

Ancak şiddetli rüzgarlı havalarda yoldan ayrılıp uçuruma yakın taraflarda yürümemek gerek. Şayet yerliler yılda 15-20 kişinin şiddetli rüzgar nedeniyle falezlerden düştüğünü söylüyor.

Ek bilgi olarak da belirtelim; Harry Potter Melez Prens’in bir sahnesi burada çekilmiş, ünlü şarkıcı Dusty Springfield’ın da külleri kardeşi tarafından bu falezlerden okyanusa dökülmüş.




Bir gün İrlanda’ya yolunuz düşerse yapmanız / bilmeniz gereken 10 şey

Bir gün canınız çizgi filmlerdenmişçesine bir yeşili okyanusun mavisiyle bir arada görmek isterse İrlanda’ya bir uğrayın. İrlanda, birer kaşık mavi ve yeşil, bir su bardağı içki, bir kaç tutam kızıl saç, çil ve sempatiden eğlenceli bir müzik eşliğinde yapılmış. Olur da gittiniz, mümkünse şu listedekileri yapmadan dönmeyin:
- İrlandayla ilgili en meşhur şey bira-ter kokusu-canlı müzik üçlemesinden oluşan Irish publar. Başkent Dublin’in Irish publarla dolu olan bölgesi Temple Bar’a gidin. Mesai bitiminden sonra anında dolan barlarda banjo, gitar, keman eşliğinde canlı müzik dinlerken biranızı yudumlayıp kendinizi klasik bir İrlandalı gibi hissedin.
- İrlandalılar’ın vazgeçilmez birası Guiness’i deneyin. Yumuşacık köpüklü siyah bira başka hiçbir ülkede İrlanda’dakiyle aynı lezzette değil. Alkole oldukça düşkün olan İrlandalılar gibi olmak için diğer bir adım da viskileri Jameson’ı denemek. Özellikle zencefilli gazozla deneyin.
- Havaalanında, otobüslerde, orada burada İngilizce’nin ardından gelen diğer dil de ne diye şaşırmayın. Birçoğumuz İrlanda’nın esas dili İngilizce diye düşünüyor. Ancak, ülkenin diğer resmi dili İrlandaca, ülke 800 yıl İngiliz sömürüsü altında kaldığı için günlük hayatta neredeyse hiç kullanılmıyor, sadece lise sona kadar okulda öğretiliyor. Ortaçağ’dan gelen bir ses gibi tınlayan kendi dillerinin çürümeye yüz tutmuş olması hayli üzücü.
- İrlanda sokak müziğinin doğduğu ülke olmalı. Bir sokağa döndüğünüzde size sürpriz yapan birbirinden yetenekli sokak müzisyenlerinden en beğendiğinize bir kaç euro verin.

- Dublin’de doğayı keşfetmek isterseniz trenden Bray’de inip Greystone’a kadar olan yürüyüş yolunda sağınızda okyanus solunuzda çiçekli böcekli bir dağ, 2.5 saatlik bir yürüyüş yapın. Veyahut, yine trenle yeşilin okyanusun mavisiyle birleştiği yarımada Howth’a gidin.
- Bir gününüzü Brave Heart, P.S: I Love You gibi ünlü filmlerin çekildiği Wicklow’a ayırın. Wicklow’a Dublin’den kalkan turlarla gidebilirsiniz.
- İrlanda’nın birbirinden sevimli, arkadaşcanlısı, esprili, turuncu saçlı insanlarının yansıması olan renkli şehir Galway’de bir kaç gün geçirin. Dublin’den Galway’e Bus Éireann (bu arada Éireann İrlandaca’da İrlanda demek.) veya City link otobüsleriyle internetten rezervasyon yaptırarak 2.5 saatte ulaşabilirsiniz. Otobüs garında indikten sonra şehre yürürken sağda dikkatinizi çekecek olan Jungle Cafe’nin tiramisusunu tadın.
- Cliffs of Moher’e (Moher Falezleri) mutlaka ama mutlaka gidin. İrlanda’nın en turistik bölgelerinden biri olabilir, ama falezlerde yürürken uçurumun nasıl bir şey olduğunu anlayacaksınız . Aman çok kenardan yürümeyin.
- İrlanda’nın doğasının en harika olduğu bölgelerden biri olan Connemara’ya gidin. Bölgedeki 12 Bens adlı sıradağların (ki aslında onlar tepe ama farkında değiller) birinde hiking yaparak en tepeden Connemara’nın güzelliğini izleyin.
- Aman diyelim, sıkı giyinin. Hafif güneşli geçen iki hafta dışında ülke bütün yıl yağmurlu ve rüzgarlı. İrlanda’nın inanılmaz doğasının tadını çıkarmayı engelleyen bu durum insanın arada sinirini bozmuyor değil.
Bu yazı 29 Ağustos 2013'te bantmag için yazılmıştır. Linki şurada.


Leprechaun Museum Dublin


Leprechaun Museum Dublin



17 Ekim 2013 Perşembe

Bir gün Hindistan'a yolunuz düşerse yapmanız/bilmeniz gereken 10 şey

Bir çılgınlık yapıp Hindistan’ı fellik fellik gezmeye karar verirseniz lütfen şu listedekileri yapmadan dönmeyin!
- Hindistan’ın cennetten yeryüzüne yanlışlıkla düşüvermiş tattaki mangolarından günde bir kilo yiyin. Bir daha karşılaştığınız hiçbir mango ya da mango aromalı herhangi bir şey aynı tadı vermeyecek. O yüzden hazır gitmişken tüketebildiğiniz kadar mango tüketin.

- Damarlarınızdaki asil kanda bulunan pazarlık gücünü dört katına çıkarmış olarak dönün. Turistlerin her şekilde kazıklanmaya çalışıldığı bir ülkede satın almak istediğiniz herhangi bir şeyde hatta ulaşım için kullanacağınız rikşa adlı araçlarda bile fiyatları dört beş kat fazla söyleyecekler.
- Bir zahmet tuvalet kağıdı kullanmamaya alışın. Kendileri sadece su kullandığı için tuvaletler anında tıkanıyor mazallah.
- Manali’ye gidip Himalayalar’ın eteklerinden  çok düşük bir miktara (pazarlık gücünüze bağlı olarak yaklaşık 30-40 liraya) paragliding yapın.
- Sokakta iki erkeği el ele tutuşarak gezerken gördüğünüzde “Geyler ne kadar rahat ve özgür.” diye düşünmeyin. Zira onlar sadece yakın arkadaş.

- Türkiye’ye dönmeden önce vejetaryen olun. Hindistan’da halkın büyük bir kısmı dinlerinin hayvanlara duyduğu saygı nedeniyle vejetaryen. Neredeyse her lokantada uzun bir listeden oluşan vejetaryen menü bulunuyor.

- Yere kıpkırmızı bir sıvı tükürüp duran erkekleri gördüğünüzde sakın kan kusuyorlar sanmayın. Henüz yeni kan içmişçesine araları kırmızı olan sarı dişlerini görünce yoksa bunlar vampir mi diye korkmayın. İşte o insanların hepsi ağızda kırmızı bir sıvıya dönüşen “paan” dedikleri tütün çiğniyorlar.
- Ülkenin güney batısındaki Goa şehrine gidip Hint okyanusunun ne kadar güzel olduğunu görün ve çıplak ayaklarla filmlerdeki gibi sahilde yürüyün.
- En azından bir geceyi Jaisalmer’in çölünde çadırda uyuyarak geçirin.

- Hindistan’ın en eski yerleşim yeri Varanasi’yi en sona bırakın ama mutlaka gidin. Turistlerle kaynıyor olsa da Hindistan’ın gerçek yüzü orada. Ganj nehrinde gün doğumu ve batımında gerçekleşen dini seremoniyi izleyin. Oradan da kayık turuyla ölüleri yaktıkları alana gidin. Biraz şanslıysanız ölüyü şarkılar eşliğinde ve gülümseyerek taşıyışlarına bile denk gelebilirsiniz. Hatta azcık daha şanslıysanız o gün 16 yaşından küçük ya da hamile biri öldüyse yakılmadan nehre bırakılışlarını bile görebilirsiniz. Ölü bedeni yakmalarının nedeni ruhun reenkarne olmasını engellemek. Ölüyü  mutlu mutlu taşımalarının nedeni ise arkasında bıraktıklarına endişelenmeden ruhun rahatça nirvanaya ulaşabilmesi. 16 yaşından küçük ve hamilelerin yakılmamasının nedeni de çocukların ve karındaki bebeğin dünyadaki görevlerini tamamlayamadan ölmüş olmaları.
Bu yazı 15 Ağustos 2013'te bantmag için yazıldı. Linkli şurada

                                             


Moskova/Rusya



Devasa Kızıl Meydan: St Basil ve Kremlin'in azıcığı

St Basil Cathedral



St Basil Disneyland'ten fırlamışçasına



Kremlin sarayı ve içindeki muazzam kiliseler:







Scorpions'un hatrına Gorky Park (Pek de bir olayı yoktu hani.)
(Ama eğlendik)

Gorky Park

Novodevichy Mezarlığı
Mezarlığın kapanmasına 10 dakika kala gelince güvenlik bizi içeri almadı. Rüşvet vermek Rusya'da çoğunlukla işe yarıyor. Hatta bu mezarlık olayında güvenlik İngilizce konuşamadığı için para çıkarıp bizden rüşvet istediğini anlattı. Sonuç olarak Nazım'ın, birbirinden güzel müzisyenin, yazarın... mezarlarını görmüş olduk.