2 Aralık 2013 Pazartesi

Bir flamingoyum ben


Flamingo dediğim an aklınızda nasıl bir imge oluştu? Tek bacakları üstünde, masmavi bir gölde sabit bir şekilde duran cafcaflı, kokoş bir kuş. Biz onları hiç uçarken hayal etmedik. Ya da onlar bize hiç uçarken anlatılmadı. Google’a kartal yazığınızda neredeyse bütün resimler uçarken çekilmiş fotoğraflardır. Martıların da  öyle. Güvercinler de çoğunlukla duruyordur fotoğraflarda ama yine de kanıtlar size uça da bildiğini. Flamingo yazdınız mı Google’a, bir ya da iki tane çok aşağılarda bulursunuz uçarken fotoğraf. Aynı insanları kategorileştirdiğimiz, görünüşlerinden kişiliklerini yaftaladığımız gibi başka şeyleri de etiketlemişiz kafamızda. Hatta neredeyse gözlerimizin gördüğü her şey belli kategorilere ayrılmış çekmecelerde duruyor. Dış dünyayı algılama sürecimizde o çekmeceleri açıp açıp kabaca yerleştiriyoruz gördüklerimizi. Yanlış çekmeceye mi girmiş gördüğümüz farkında değiliz ya da umrumuzda değil. Belki çok uzun bir süre flamingoları odun deve kuşları gibi kafalarını dünyadan saklayıp kötü şeyler göreceğine toprak görmeyi tercih eden, uçamayan kuşlar gibi düşündünüz. Ama gelin görün ki flamingolar kanatlarını gere gere uçabiliyor.

Flamingoyu seçmiştim o yüzden. Herkes gibi herkesten bir parçayla, toplumun yargılarıyla oluşmuş kırılgan, bağlı, sadık bir kuş. Ama kimseye çaktırmadan uçup giden.