1 Şubat 2016 Pazartesi

Türkçe Rock Nostalji

Her şey dün gece rüyamda Teoman'ı görmemle başladı. Bir televizyon şovunda beraber İstanbul'da Sonbahar'ı söyleyecektik. Kenara çekiyordu beni prova yapmak için. Nasıl heyecanlandım. Küçükken çoğu genç kız gibi en beğendiğim Türk şarkıcılardan biriydi. Orta okul 7. mi 8. sınıfta mıyım, her yaz tatilinde olduğu gibi Marmaris'te anneannemin yanındaydım. Teoman konsere gelmişti. Kuzenim Çisel'le gittik, anneannem bizi konsere bırakıp çıkışta aldı. Şimdi düşününce baya küçüğüm aslında iyi salmış bizi tek başımıza. Sağ olsun anneannem bana kendime güven aşılayan, kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabilmeyi öğretmiş hayatımdaki en önemli karakterlerden biri. O konserde en önlere geçmeyi başarmıştık. Manyak kızın teki Teoman'a peçete verdi, alın terini sildirtip peçeteyi geri istedi. Allah akıl fikir versin. O peçeteyle eve gidip naptı acaba sonra? Sahnede sürekli sigara içip duruyordu. Zamparanın Ölümü şarkısından sonra tam sigarası bitti yere attı, "Teomaaaaan sigaranı bana ver" diye çemkirik bir ses çıkardım. Ayağıyla sigaranın ucunu iyice söndürüp bana doğru şut attı. Aldım sigarayı valla. Eskiden bir anı kutum vardı onun içinde saklıyordum. Duruyordur herhalde hala. O kutunun içinde Kaan Tangöze'nin sigarası da mevcut.

Bu rüyadan sonra bugün inanılmaz bir Türkiye özlemi sardı beni. Sabahtan beri Şebnem Ferahlar, Bulutsuz Özlemiler, liseyi üniversiteyi anmalar, canımın arkadaşlarla Ömer'in evinde rakı meze yapmayı çekmesi, Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i izleyip Ankara'yı özlemeler... Bugün de hiç Türk gazetelerine bakmamış, sosyal medyada Türkiye'de dönen saçmalıklardan hiçbirine denk gelmemiştim. Sakin bir özlem o yüzden.

Yukarıda anlattıklarımdan tahmin edeceğiniz üzere küçükken Türkçe Rock fan kulübünün köklü üyelerindendim. Konserlere 10 saat önceden gidip en önde olmaya çalışanlardan. Bugün de özleyip benim zamanımın kudretli Türkçe rockına yıllar sonra geri dönüş yapınca o zamanlar beni çok etkilemiş şarkıcı ve şarkılardan bir liste yaptım. Benim yaşlarımda olan çoğu insana nostalji yaptıracak şarkılar muhtemelen. Ve yine muhtemelen hepsi klişe gelecek ama nostaljiler klişelerden oluşur.

Şebnem Ferah - Bugün


Şebnem Ferah'ın "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" albümünden Bugün şarkısı bir aşk şarkısı değil, Şebnem Ferah'ın içinden gelmiş. Uzun süren bir hastalıktan ölen ablası Aycan Ferah için yazmış. Şebnem Ferah'ın (yuh alt alta 'Şebnem Ferah'ın' denk gelmiş, takıntılı mıyım neyim) bu saçları ilerde saçlarımı turuncuya boyamaya daha küçükken karar vermemi sağlamıştı. Üniversiteye başlayınca yaptığım ilk işlerden biri dövme yaptırmak ikincisi de saçımı turuncuya boyamak oldu.




Duman - Her Şeyi Yak


Duman Sezen Aksu'nun şarkısına yaptığı coverla popüler olmuştu. 

Teoman - İstanbul'da Sonbahar




O kadar rüyamda görmüşüm, bunu da koymadan olmaz. İstanbul'da yaşamaya deliler gibi özendiğim zamanların şarkısı.

Bulutsuzluk Özlemi - Uçtu Uçtu




Bu şarkıda adamın aklını kafatasında tutamayışı etkilemişti beni hep. Bu arada Nejat Yavaşoğulları ne tatlı adam ya. Robert Plant'in 2007'de İstanbul'daki konserinden sonra hemen çıkmamış etrafa bakınmaya devam etmiştik Gökçe'yle. Sevdiğimiz Türk rockçılardan birileri kesin dinlemeye gelmiştir diye. Sonra sağda arkada Nejat Yavaşoğulları'nı gördüm. Genç bir kızla ayakta duruyordu, elleri ceplerinde. Nejat Abiiii diye heyecanla seslenerek yanına gittim. "Merhaba arkadaşlar, konser çok iyiydi değil mi" diye sordu bize. Kendi jenerasyonlarından çok daha ileri jenerasyonlara da seslenebilmiş, onların da sesi olmuş, etkileyebilmiş olmaları Bulutsuzluk Özlemi'nin yerini hep ayrı yaptı ben de. Yine aynı konserde daha sonra Şebnem Ferah'ı gördük. En önde VIP kısmında genç bir adamla oturuyordu. Asker yeşili kıyafeti ve sarı, apartman topuklu ayakkabıları vardı. VIP kısmı korunmamıştı, kolayca geçilebiliyordu. Küçüklüğümden beri Şebnem Ferah'la yüz yüze tanışmayı bekliyordum. Sonunda o an gelmişti. Yanına gittik. Bacakları sol tarafa dönük, sağ bacağını sol bacağının üstüne atmış, sağ bacağını sallıyor, sağındaki adamla konuşuyordu. "Merhaba Şeboo ben Aycan" diye samimi bir şekilde konuşmaya başladım. Sırf ablasının adıyla aynı adı taşıyorum diye bana ilgi duyacağı hayalini kurmuştum hep. Kafasını bana çevirip donuk donuk merhaba dedi o kadar. Başka hiçbir şey demedi. Ne sıcaklık ne bir şey, sadece donuk bir ifade. "Bir kere de rahat yok mu arkadaş" der gibi. Şebnem Ferah'ın hep çok tatlı bir kadın olduğunu hayal eden ben o günden sonra dinlemedim kadını. Kadının hiç hayran çekesi yoktu herhalde şimdi anlıyorum ama ne yapalım etkilenmeyelim mi gene de. Sevdiğin müzisyenleri kafanda idealleştirmek müziğe olan sevgi için her zaman tehlikeli. Kadın gıcık diye müziğini niye dinlemeyelim oysa ki?

Nejat Yavaşoğulları'nı bir kere de Barışa Rock Festivali'nden dönerken gördüm. Yine aynı seneydi sanırım. Yine kuzenlerim ve onların bir iki arkadaşıylaydım. Bütün günü orada geçirdik akşam üstü dönmeye karar verdik. Akşam çalacak gruplardan biri de Bulutsuzluk Özlemi'ydi. Yol kenarında sıra halinde yürüyorduk. Trafik yavaş akıyordu. Arabasıyla gelen Nejat Abi'yi gördük. Sanırım fark eden Çisel Abla'mdı. Çevreye algısı çok açıktır, böyle şeyleri fark eden genellikle o olur. Sonra bize yine mütevazı bir şekilde "Erken dönüyorsunuz arkadaşlar" dedi. Sen ne iyi bir adamsın ya.

Aslı-Kördüğüm  



Bu şarkı da bir cover aslında, Hümeyra'nın Kördüğüm şarkısı. Ama yaşım büyük değil ki benim, nereden bileyim ben o şarkıyı dergilerde cover olduğunu okumasam. Bu şarkıyla ben Aslı sayesinde tanıştım, çok da uymuş bence kendine. Klibi de ne duru ne temiz bir klipti. Aslı'yı çok da sevmezdim aslında ama az biraz dinledim.

Mor ve Ötesi - Cambaz




Aslında gönlümden Daha Mutlu Olamam şarkıları geçiyordu ama daha klişe ve daha nostaljik olduğu için Cambaz'ı seçtim. Şimdi hiç entellik taslamaya gerek yok, Mor ve Ötesi'ni zaten bu şarkıyla tanıdım.

Kurban-Yalan Dostum


Kurban en sevdiğim gruplardan biriydi. Ankara'da Anatolia Showland'te ortaokul arkadaşım Ilgın'la gittiğimiz konserlerinde (sanırım 2005 senesiydi) seyircinin teki sahneye pil fırlatmıştı da vokal Deniz çok sinirlenmişti. Konserin geri kalanını bütün seyirci ışıkları açık söylediler ve konseri de tahminimce daha kısa kestiler. O konserden unutamadığım şeylerden bir diğeri de en önlerde başladığım konserin sonlarını kafamın üstüne çıkan genç punkın teki yüzünden arkalara savrulmuş olarak bitirmiş olmam. Kafamın üstünde konseri dinleyebileceğini mi düşünüyordu gerçekten de? 

Yeni Türkü - Yeşilmişik



Yeni Türkü benim için liseyle o kadar özleşmiş bir grup ki. Lisedeki arkadaş grubumla çok konserlerine gittik. En unutamadılarımdan biri Ankara Üniversitesi'ndeki konserleri. Bu şarkıyı dinleyince aklıma Burcu gelir hep. O konserde grupça çekindiğimiz bir fotoğraf var zihnimde. Boynumda yeşil şalım var, Osman, Elçin, Burcu, Emre...herkes fotoğrafta. 

Ankaralı Gruplar

Bir de bir dönem Ankaralı gruplar patlaması olmuştu. Manga, Seksendört (yok bu ikisine hiç sarmadım şükürler olsun), Çilekeş, Dorian, Sakin, TNK... Onların hepsine ithafen bir şarkı gelsin o zaman.



Ogün Sanlısoy - Saydım




Ogün Sanlısoy'un çıkış parçasıydı bu. Evet; şarkıda, klipte, Ozan Sanlısoy'un yılan deseni gibi gözüken ama yılan deseni olmayan gömleğinde, Tarkan stilindeki saç kesiminde kıroluk var ama napalım, severek dinledik şarkıyı. Pentagram'ın grup üyelerinden diyip saygıda kusur etmiyoruz.

Gripin - Hayat Mars Etti

Kıro demişken Gripin geldi aklıma. Türkiye'nin ilk arabesk rock gruplarından. Bazen bir grubu daha klipleri çıkmadan, adlarını hiçbir dergide, yüzlerini hiçbir kanalda görmeden keşfeder dinlersiniz ya. Gripin benim için o gruplardandı. Albüm indirme sitelerinden birinde tesadüfen indirip keşfetmiştim Ankaralı grup diye. İlk albümlerini ne kadar kıro olduklarını düşünmeden dinleyince aslında bayağı güzel albüm. İndirdiğim albümü beğenince birkaç gün sonra CD'sini de almıştım. Tupturuncu bir kapağı vardı, grup üyelerinin tipi anlaşılmıyordu. Sonra vokalin arabesk arabesk gözlerini kısarak şarkı söyleyişini görünce ve grup popülerleşir popülerleşmez bitti benim için. Canlı bile dinlemedim hiç. En çok "Hayat Mars Etti" şarkılarını seviyordum o albümden. Onun da yeni versiyonunu yapmışlar. YouTube'da sadece o var. O yüzden dinlemek isteyene Daily Motion  linki. 

25 Ocak 2016 Pazartesi

Avrupa'da Eğitim ve Burslar


Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra Kültür Sanat Yönetimi üzerine yüksek lisans yapmaya karar verdim. Kültür sanat alaylıların işi mekteplilerin değil, bunun bölümü mü olurmuş diyenlerinizi duydum hemen. Evet eskiden hakikaten de öyleydi. Deneyim kazana kazana, kültür sanat kuruluşlarında, müzik mekanlarında, barlarda, festivallerde çalışa çalışa bir yerlere gelirdin. Kültür Sanat Yönetimi, Kültürel Politika, ve şimdilerde de daha kapsayıcı bir tanımla Yaratıcı Ekonomi oldukça yeni bir alan. Bir alanın daha akademikleşmesi, teorileştirilmesi ve ona belli bir biçem verilmesi onu daha profesyonelleştirip ciddileştirmez mi? Hem  eğitim hayatınız boyunca ve sonrasında profesyonel deneyimlerle alaylı olup hem de üstüne yüksek lisans/lisans yapıp kültürel politikaların nasıl oluşturulduğunu, ilgilendiğiniz spesifik sektörün (müzik, sinema, medya, yayıncılık, eğlence, teknoloji, kültürel miras, sürdürülebilir kalkınma, sosyal sorumluluk hepsi yaratıcı ekonominin içindeki sektörler) inceliklerini, yaratıcı sektörlerde pazarlama gibi daha ayrıntılı konuları incelerseniz alanınızda çok daha donanımlı olmaz mısınız?

En azından ben daha donanımlı olacağıma karar verdim. Avrupa'da kültürel çalışmalara odaklanabileceğim en iyi ülkenin Fransa olduğunu düşündüm. Devletin kültürel kalkınmaya çok yüksek bir bütçe ayırması, özel insiyatifleri desteklemesi, birikmiş bir sanatsal geçmişinin olması, tarih boyunca sanatsal akımlara yön vermesi, özel sektörün de oldukça canlı olması gibi nedenlerle. Diğer bir seçenek de İngiltere olabilirdi ama burada benim için Fransız kültürüne, insanına, yemeğine, dağına toprağına daha yakın hissetmem ve Fransızca öğrenmek istemem gibi faktörler girdi araya.

Küçüklüğümden beri geleceğim için çok keskin kararlarım, hayallerim oldu. 8. sınıfta Gazi Anadolu Lisesi'nde okuyacağım dedim, okudum da. Lise sonda ÖSS'ye hazırlanırken yatağımın ucunda ve çalışma masamın sol tarafında Boğaziçi Üniversitesi'nin fotoğrafı vardı. Ben bu meydandaki çimlerin üstünde oturup kampüsün ihtişamlı eski binalarını karşıma alıp makalelerimi okuyacağım dedim ve 5 sene boyunca keyifle bunu yaptım. Hala da çimlere uzanarak geçirdiğim o anları özlüyorum ve mutlulukla anıyorum. Bu 5 sene Ankara'daki çalışma masamda hayal ettiklerimden çok daha fazlasını getirdi, yaşattı ve şu anki Aycan'ı hallice şekillendiren dönem oldu.

Bu sefer de Fransa'da kültür sanat çalışmaya karar verdim ve yapacaktım da. Aklıma koydum bir kere. Sadece 3 okula başvurdum. Fransa'da okumaya karar vermişken bütün okullara başvuru ücreti saçmaya ne gerek var dedim. Kültürel çalışmalar zaten yeni bir alan olduğu için Avrupa'da diğer sosyal bölümlere nazaran bu konuda ders veren -sayısı gittikçe artsa da- çok daha az okul var. Bu okulların çoğu İngiltere ve Hollanda'da. Fransa'ya baktığımızda ise dil ayrı bir süzgeç oluşturuyor. İngilizce Kültür Sanat okuyabileceğiniz sadece iki okul var. Biri NEOMA Business School'da MSc in Arts Management; diğeri ise EDHEC Business School'da MSc in Creative Business. Tabi ki gözüm kapalı, bağnaz bir şekilde Fransa diye tutturmadım. Avrupa'daki diğer okullara da bakınca aklımı çelen Bocconi University'deki MSc in Economics and Management in Arts, Culture, Media and Entertainment oldu. Üçüne de başvurdum ve kabul aldım.

Okulları araştırırken bir yandan da burs araştırıyordum. Neoma Business School'un kendi verdiği hiçbir burs yoktu. EDHEC Business School ise profile ve özellikle de GMAT skoruna bakarak en fazla %40'a kadar burs veriyordu. Bocconi'de ise %100 yetenek bursu vardı. Bu okulların hepsi de özel okullar o yüzden okul harçları inanılmaz rakamlar. Neoma benim başvurduğum 2013-2014 yıllarında 2014/2015 eğitim yılı için 13.500€'ydu, EDHEC 18.500€, Bocconi ise net hatırlayamıyorum ama 20.000€ küsürdü. Yani Türkiye'de orta halli bir aile için imkansıza yakın ya da aile bütçesini zorlayıcıydı. Burs olmadan olmayacağını beynimi çok da zorlamadan fark ettim. Yine de her zamanki gibi hayal dünyamda yaşamaktan da vazgeçmedim.

Uzun bir araştırma, ortalığa soruşturma döneminden sonra 3 seçeneğimin olduğunu tespit ettim:
  1. Eiffel Bursu (Yalnızca Fransa için, yalnızca aylık masrafları karşılıyor)
  2. Jean Monnet (Avrupa Birliği ülkeleri için, hem aylık masrafları hem okul ücretini karşılıyor)
  3. TEV-Fransa Büyükelçiliği Bursu (Yalnızca Fransa için, sadece aylık masrafları karşılıyor)
Bocconi Üniversitesi için aylık masraflarımı karşılayabilecek hiçbir seçenek yoktu. %100 bursa başvuracaktım ama bölüm 2 yıllık olduğu için Jean Monnet alamıyordum (Jean Monnet Bursu sadece bir yıllık bölümlere veriliyor), sadece İtalya'ya verilen başka bir burs da bulamadım. Yine de elimde seçeneğim olsun diye başvurdum ve %100 burs alarak bölüme kabul aldım. Bocconi University dünyadaki en iyi business okullarından biri, bölüm zaten inanılmaz bir bölüm. Ancak bursunuzun 2. yılda da devam etmesi için not ortalamanızın 30 üzerinden 27 olması gibi bir şart koşuluyor. Durumunuz zaten iyiyse ya da ultra zeki bir insansanız ve kendinize inanılmaz güveniyorsanız neden olmasın. Benim için ikisi de söz konusu değildi, riske atmadım, zaten gönlüm de hep Fransa'dan yanaydı, bir bakıma Fransa'da okumama bahane oldu.

Yukarda saydığım 3 bursa da öyle böyle kabul aldım, herbirinin de ilginç hikayesi var. Sürecin nasıl ilerlediğini ve bu bursların ayrıntılarını ayrı bir yazıda anlatacağım.

18 Ocak 2016 Pazartesi

Paris'in en havalı 3 mekanı


Point Éphémère




Paris'te gençlerin en çok takıldığı, sürekli yeni caféler, barlar, butikler keşfedeceğiniz bölge 19. Arrondissement. Bahar geldiğinde, Parisli gençler biralarını, şaraplarını alıp akşamüstü Canal St Martin kıyısında takılır sonra da oradaki tatlı mekanlardan birine girer. Bu tatlı mekanlardan biri de Canal St Martin'ın üst kısmında kalan Point Éphémère. Elektronik müzik kültürünün oldukça yaygın olduğu Paris'te ve Fransa genelinde sürekli DJ dinlemekten bıktığınızda ve biraz gerçek enstrüman dinlemek istediğinizde başvuracağınız ilk yer. Kimi zaman ücretli kimi zaman ücretsiz konserler bulabileceğiniz bu bar aynı zamanda bir galeri. Unutmadan; leziz burgerlerini de tatmadan dönmeyin!!

Adres: 200 Quai de Valmy,75010 Paris

Pazartesi ve Salı dışında her gün açık.

Site: http://www.pointephemere.org/ 


La REcyclerie 






Gündüz saatleri organik yemek yiyip soğuk veya sıcak içeceklerinden içebileceğiniz, akşamları ise ev yapımı biralarını tadabileceğiniz La REcyclerie oldukça geniş bir alana sahip olması, vintage dekorasyonu ve sağlıklı yaşam atölyeleriyle Paris'in hipster gençlerinin uğrak yerlerinden. Tek sıkıntısı etrafında başka mekanın olmaması bu nedenle başka bir yere kolaylıkla geçememeniz. Ancak garanti edilir, burada hiç sıkılmadan saatler geçireceksiniz.

Adres:83 Boulevard Ornano, 75018 Paris

Her gün açık. Cuma Cumartesi gece 2'ye, diğer günlerse geceyarısına kadar.
Site: http://www.larecyclerie.com/  

Le Comptoir Général



Şu ana kadar gittiğiniz bütün mekanlar arasında en çok beğeneceğiniz yer olmaya aday Le Comptoire Général, Canal St Martin'ın en işlek olan kısmında konumlanıyor. Tropik kokteylerin fiyatları 8€-15€ arasında değişiyor. Ara sıra film gösterimleri ve söyleşiler düzenleyen, haftada bir iki gece DJ'lerin mix yaptığı ve kendi çapında küçük bir müze olan bu yeri mutlaka ziyaret edin.


Adres: 80 Quai de Jemmapes, 75010 Paris

Her gün 2'ye kadar açık.
Site: http://www.lecomptoirgeneral.com/