4 Ekim 2015 Pazar

Ben geri geldim Dublin


Gezilerim hakkında yazmayı uzun bir süre önce bıraktım. Üzerinde düşünerek verdiğim bir karar değildi. Doğal bir şekilde ilerledi her şey. Canon fotoğraf makinemi bile taşımayı bıraktım. Ben ki her yere boynunda kamerasıyla giden Aycan, şimdi bu yazıya ekleyecek orijinali bırak sıkıcı bir fotoğrafım bile yok. Sanırım fark ettiğim şey gezerken gezdiğim yere çok odaklanamıyor olduğumdu. Sürekli kamera deliğinden baktıkça bir şeyleri göremiyorum, çerçeve dışındaki yerler kaçıyor gibi hissettim. Sokaklarda yürürken, tarihi bir yeri gezerken esas bakındığım, düşündüğüm şey nerenin fotoğrafını çekmeliyim, nerede değişik bir an yakalayabilirim, şuradan fotoğraf çeksem nasıl olurdu.
Ya da neresi hakkında bir şeyler yazmalıyım, şu gittiğim cafeyi not edeyim de hakkında bir yazı yazarımdı. Daha sonra biraz daha özgürleşmek istedim.

Gezmeye bağımlı olmamın esas nedeni de oydu zaten. Özgürleşmek. Blogum ya da yazdığım dergiler hakkında düşünmek gezerkenki özgürlüğümü kısıtlıyordu. Boşverdim. Tek istediğim gittiğim şehirdeki insanların yüzlerini incelemek, ulaşım sisteminin nasıl olduğunu çözmeye çalışmak, yeni müzikler keşfetmek, tamamen kendim olmak ya da tamamen başka biri gibi davranmaktı. Daha da özgür gezdim böylece. Gitmeden önce gideceğim şehir hakkında yazılar okuyup şuraları mutlaka görmeliyim diye liste yapmaktansa gittiğim an rastgele keşfettim her şeyi.

Evet, tamamen özgürleştim ama bilinçsiz bir özgürlük hissiydi. Özgür gezdikten sonra yaşadığım şeyleri yazıya dökmemek ora hakkındaki bilincimi, yorumlarımı azalttı sanırım. Ora hakkında düşünmemi, bir şeyleri sorgulamamı, karşılaştırma yapmamı çok daha soyut bir seviyede bıraktı. İki farklı gezme yolundan biri iyi biri kötü değil. Bazı şeyleri denemek için seçersin ya sırf. Aşırı istediğinden değil. Ya da bazı zamanlar biri iyi gelir bazı zamanlar öbürü. Ya da bazı şehirlerde biri iyi gelir bazı yerlerde öbürü.

2,5 yıl sonra daha önce 6 ay yaşamış olduğum şehir Dublin'e gelince yazma isteği geldi bir gene. Aklından geçeni biliyorum. Her şey çok değişmiş, şehirde dönen yeni şeyler hakkında yazmalıyım diye oluşmadı bu istek. Her şey o kadar aynı ki. Yanımda oturan insan farklı, sokaklarsa aynı. Library Bar'da oturmuş Guiness'imi huzursuzlukla karışık bir sakinlikle içerken eski alışkanlıklarıma dönmek geldi sadece içimden. Şehirlerin değil de aslında bizim ne kadar değiştiğimizi düşündüm sonra. Az önce de bu düşünceyi yazdım. Biz o kadar çok değişiyoruz ki bari şehirler aynı kalsın... Şu an bana esas huzur veren 10 yıl sonra gelsem bile Guiness'i yine aynı tatta bulacağımın, beyin ve yazı akışımı tetikleyeceğinin güvencesi.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder