Airbnb ucuza gezmek isteyen ve gezerken evinde hissetmek
isteyen gezginler için harika fırsatlar sunuyor. "Bu cümle lükse ve
rahatına düşkün olan gezginler için" olarak da yazılabilir, "orta
halli gezginler için" olarak da. Esas vurgu "evinde hissetmek isteyen"de.
Airbnb'nin güzel yanı her bütçeye uygun, şehirlerin her bir yanına dağılmış
evler sunması.
Gezgin kısmını bırakalım. Bence Airbnb'nin esas nimeti ev
sahipleri için. Konum olarak fena bir yerde yaşamıyorsanız, evinizde boş bir
oda varsa Airbnb sizin için ekstra bir gelir kapısı haline dönüşebilir. Onu
bıraktım, Airbnb sayesinde kiranızın tamamını bile çıkarabilirsiniz. Üstüne
aşırı turistik bir şehirde yaşıyorsanız, kar bile yapmanız mümkün.
Mayıs'ın başından beri Paris'te yaşıyorum. 19 m²'lik stüdyomda
mutfak, çift kişilik bir yatak, yemek masası ve şükürler olsun ki banyo ve
tuvalet var -zira kimi Paris stüdyolarının tuvaletleri stüdyonun dışında, diğer
stüdyo kiracılarıyla ortak. Aşırı turistik bir merkezde yaşamıyorum ama merkeze
çok da uzak değilim. Hiç kem küm edip saklamaya çalışmayacağım, aylık kiram
faturalar dahil 800€ -Paris stüdyoları için normal bir miktar. Maaşım da
oldukça düşük olduğundan ve erkek arkadaşım Dublin'de yaşadığı için
haftasonları sık sık şehir dışına çıktığımdan -tabi sadece ondan değil, gezmeyi
seviyorum diyelim- geçinmekte oldukça zorlanıyordum. Ek gelir arayışına
girerken bir ay sonra dank etti: Niye şehir dışına çıktıkça evimi Airbnb'de
kiralamıyorum ya ben? Zaten daha önce Airbnb evlerinde kalmıştım, biraz deneyimim
vardı. Hemen evim için bir kayıt açtım. Bunun için hiçbir ücret ödemiyorsunuz.
Airbnb evimin özelliklerine, konumuna bakıp günlük 50€ bir paha biçti, ben
aldım onu 49€ yaptım. Doğduğumdan beri şu yeryüzünde yaşayan herkes gibi
profesyonel tüketiciyim; satış hilelerinin farkındayım. Kaçırır mı, bu
49€'dan Airbnb de biraz (2-3€ gibi) pay alıyor tabi.
Bazı haftasonları birileri kiraladı, bazı zamanlar kimseyi
bulamadım. Paris'in etkinlik takvimine, hava durumuna göre turist sayısı
değişiyor veya şansın yaver gitmiyor bir şekilde. İlk deneyimimde evimde
Toulouse'tan gelen tatlı bir zenci çift kaldı. Evden uzaktayken aklımdan acaba
yatağımda seviştiler mi, çocuğun salyası yastığıma aktı mı, tuvaletime kaka
yaptılar mı, bütün bardaklarımı yalayıp dolaba geri yerleştirdiler mi gibi
türlü şeytani düşünce geçmedi değil. O BENİM TUVALETİM, LÜTFEN KAKANIZI BİR RESTORANTTA
FALAN YAPIN.
Neyse ki döndüğümde evimi tertemiz buldum -merak etmeyin,
nevresim takımlarımı anında makineye attım. Sağ olsunlar buzdolabında biraz
tost peyniri, salata sosu ve burger ekmeği de bırakmışlar. Başka bir sefer de
Barcelona'dan Maria adında tatlı bir hanım kızımız kaldı. Kızın safoşluğunu
gördükten sonra içim rahatladı, aklımdan geçen şeytani düşünce sayısı bu sefer
daha azdı.
Neyse, evimde kalan ve nevresim takımımda iz bırakan herkesi tek tek
anlatmayacağım. Evimde hiç tanımadığım -hatta kimi zaman hiç görmediğim-
insanların kalması fikrine tam alışmaya başlamıştım ki başımdan ilginç bir olay
geçti. Geçen hafta sonu bir arkadaşımın doğum günü için Fransa'nın Alp
dağlarının arasına kurulu Grenoble şehrine gittim. Cuma günü yola çıkacaktım,
Çarşamba oldu bir türlü kimse rezervasyon isteğinde bulunmadı. Tren paramı
çıkaramadım diye hayıflanıyordum. Sonra akşam Florian adlı, bebek suratlı,
takım elbiseli Fransız bir çocuk mesaj attı:
Tam da heyecanlı yerde bıraktım. Ama yakında devam edecek...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder