23 Ekim 2015 Cuma

Airbnb Macerası Bölüm 1 Evime Neler Oldu?




Airbnb ucuza gezmek isteyen ve gezerken evinde hissetmek isteyen gezginler için harika fırsatlar sunuyor. "Bu cümle lükse ve rahatına düşkün olan gezginler için" olarak da yazılabilir, "orta halli gezginler için" olarak da. Esas vurgu "evinde hissetmek isteyen"de. Airbnb'nin güzel yanı her bütçeye uygun, şehirlerin her bir yanına dağılmış evler sunması.

Gezgin kısmını bırakalım. Bence Airbnb'nin esas nimeti ev sahipleri için. Konum olarak fena bir yerde yaşamıyorsanız, evinizde boş bir oda varsa Airbnb sizin için ekstra bir gelir kapısı haline dönüşebilir. Onu bıraktım, Airbnb sayesinde kiranızın tamamını bile çıkarabilirsiniz. Üstüne aşırı turistik bir şehirde yaşıyorsanız, kar bile yapmanız mümkün.

Mayıs'ın başından beri Paris'te yaşıyorum. 19 m²'lik stüdyomda mutfak, çift kişilik bir yatak, yemek masası ve şükürler olsun ki banyo ve tuvalet var -zira kimi Paris stüdyolarının tuvaletleri stüdyonun dışında, diğer stüdyo kiracılarıyla ortak. Aşırı turistik bir merkezde yaşamıyorum ama merkeze çok da uzak değilim. Hiç kem küm edip saklamaya çalışmayacağım, aylık kiram faturalar dahil 800€ -Paris stüdyoları için normal bir miktar. Maaşım da oldukça düşük olduğundan ve erkek arkadaşım Dublin'de yaşadığı için haftasonları sık sık şehir dışına çıktığımdan -tabi sadece ondan değil, gezmeyi seviyorum diyelim- geçinmekte oldukça zorlanıyordum. Ek gelir arayışına girerken bir ay sonra dank etti: Niye şehir dışına çıktıkça evimi Airbnb'de kiralamıyorum ya ben? Zaten daha önce Airbnb evlerinde kalmıştım, biraz deneyimim vardı. Hemen evim için bir kayıt açtım. Bunun için hiçbir ücret ödemiyorsunuz. Airbnb evimin özelliklerine, konumuna bakıp günlük 50€ bir paha biçti, ben aldım onu 49€ yaptım. Doğduğumdan beri şu yeryüzünde yaşayan herkes gibi profesyonel tüketiciyim; satış hilelerinin farkındayım. Kaçırır  mı, bu 49€'dan Airbnb de biraz (2-3€ gibi) pay alıyor tabi. 





Bazı haftasonları birileri kiraladı, bazı zamanlar kimseyi bulamadım. Paris'in etkinlik takvimine, hava durumuna göre turist sayısı değişiyor veya şansın yaver gitmiyor bir şekilde. İlk deneyimimde evimde Toulouse'tan gelen tatlı bir zenci çift kaldı. Evden uzaktayken aklımdan acaba yatağımda seviştiler mi, çocuğun salyası yastığıma aktı mı, tuvaletime kaka yaptılar mı, bütün bardaklarımı yalayıp dolaba geri yerleştirdiler mi gibi türlü şeytani düşünce geçmedi değil. O BENİM TUVALETİM, LÜTFEN KAKANIZI BİR RESTORANTTA FALAN YAPIN.  

Neyse ki döndüğümde evimi tertemiz buldum -merak etmeyin, nevresim takımlarımı anında makineye attım. Sağ olsunlar buzdolabında biraz tost peyniri, salata sosu ve burger ekmeği de bırakmışlar. Başka bir sefer de Barcelona'dan Maria adında tatlı bir hanım kızımız kaldı. Kızın safoşluğunu gördükten sonra içim rahatladı, aklımdan geçen şeytani düşünce sayısı bu sefer daha azdı.


Neyse, evimde kalan ve nevresim takımımda iz bırakan herkesi tek tek anlatmayacağım. Evimde hiç tanımadığım -hatta kimi zaman hiç görmediğim- insanların kalması fikrine tam alışmaya başlamıştım ki başımdan ilginç bir olay geçti. Geçen hafta sonu bir arkadaşımın doğum günü için Fransa'nın Alp dağlarının arasına kurulu Grenoble şehrine gittim. Cuma günü yola çıkacaktım, Çarşamba oldu bir türlü kimse rezervasyon isteğinde bulunmadı. Tren paramı çıkaramadım diye hayıflanıyordum. Sonra akşam Florian adlı, bebek suratlı, takım elbiseli Fransız bir çocuk mesaj attı:


Tam da heyecanlı yerde bıraktım. Ama yakında devam edecek...

 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder