Hollanda insanların bilinç altındakileri, zaaflarını,
içgüdülerini gizlemeyen hepsini iç içe yaşayan ve bunda da utanılacak bir şey
olmadığını farkında olan bir ülke. Amsterdam kilisenin karşısında “Old Church”
diye bir bar olan bir yer. Gayler için
3D filmleri gösteren sinemanın karşısındaki cafede tostunuzu yiyip kahvenizi
içebileceğiniz bir yer. Esrar satılan ve içilen coffeshopların ve mantar
yemenin serbest olduğu, işten çıkıp gelmiş takım elbiselilerin, yaşlıların, ilk
randevusundaki gençlerin, yani bildiğimiz normal insanların çay içer havasında
esrar içtiği bir şehir.
Amsterdam’ın uyuşturucunun serbest olması nedeniyle
turistlerin durak noktası olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak Amsterdam
coffeshoplara gidip demlenmenin, bir kaç gün kafa olup gezmenin dışında şeyler
de sunuyor turistlere ve yaşayanlara.
Amsterdam’a ayak basıp akşamın karanlığında hosteli bulmaya
çalışırken ilk göze çarpan binaların yamukluğu oluyor. O yamuk yumuk, öne doğru
eğilen binaları görünce insan “Acaba ot içilen bir sokaktan geçtim de dumanın
kokusuyla kafam güzel oldu da binaları yamuk mu görüyorum?” diye düşünüyor
anında. Ama bir kaç gün şehri karış karış gezip çoğu binanın hakikaten de yamuk
olduğuna emin olunca şu iki sonuçtan birine varıyorsun:
1) Bu binayı inşa eden ya da tasarlayanlar kafaları
güzelken bu işi yapmış, yamuk yaptıklarını fark etmemiş düz yaptıklarını
zannetmişler.
2) Bu binalar ilk önce dümdüzmüş. İnsanlar kafaları
iyi olunca bu binalar yamuk duruyor sanıp düzeltmeye çalışmışlar.
Amsterdam oldukça küçük; bütün şehri yürüyerek gezmek hayli
mümkün. Şehir merkezindeki Hostel Globe Sport oldukça ucuz, odalar her gün
temizleniyor; süper marketlere, restorantlara, coffeeshoplara, red light
district’e ve Hollanda'nın ilk coffeeshop'ı Bulldog’a
iki dakika yürüyüş mesefasinde.
Bulldog Coffeeshop
Amsterdam’ın ünlü ama aslında küçücük olan kalesi Waag’ın etrafında tatlı coffeeshoplar bulmak mümkün. Özellikle kalenin arkasındaki Jolly Joker şirin coffeeshoplardan biri ancak bilginize; girişte pasaport kontrol eden nadir coffeshoplardan.
Waag Kalesi
Jolly Joker Coffeeshop
Ünlü "Iamsterdam" yazısının olduğu parka ve ilerisindeki Van Gogh müzesine mutlaka gitmeli. Benim bulunduğum sırada müzede tadilat olduğu için Van Gogh’un eserleri ve empresyonism sergisi Amsterdam’ın diğer ünlü müzelerinden Hermitage’daydı. Sergide hem Van Gogh’la ilgili ilginç bilgiler hem de daha önce görmediğiniz tabloları bulunuyor.
Central Train Station’ın yakınlarındaki Sex Museum biraz
küçük ancak giriş 4 Euro olduğu için en azından bir kafa uzatılıp nasıl bir yer
acaba diye kontrol edilebilir. Rembrandt’ın 20 yıl yaşadığı evinin
müzeleştirildiği Rembrandt Museum’a da Amsterdam’a gitmişken gitmeli derim.
Gece canlı müzikli, dans etmeli bir yer isterseniz de Leidsedwarsstraat’taki
The Last Waterhole mükemmel bir yer. Konserler oluyor, denk gelirseniz jam
yapıyorlar. İsterseniz etrafta birsürü oturcak yer var oturup dinleyin,
kendinizi tutamazsanız da dans etmek için küçük bir dans pisti var.
Son tavsiyem, benim yaptığım gibi kışın (Ben ocak sonunda gittim.) Amsterdam'a gitmeyin. Görüleceği üzere her yer kar ve hava "buz gibi"den bile daha soğuktu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder