3 Şubat 2013 Pazar

Amsterdam/Hollanda


Hollanda insanların bilinç altındakileri, zaaflarını, içgüdülerini gizlemeyen hepsini iç içe yaşayan ve bunda da utanılacak bir şey olmadığını farkında olan bir ülke. Amsterdam kilisenin karşısında “Old Church” diye bir bar olan bir yer. Gayler için 3D filmleri gösteren sinemanın karşısındaki cafede tostunuzu yiyip kahvenizi içebileceğiniz bir yer. Esrar satılan ve içilen coffeshopların ve mantar yemenin serbest olduğu, işten çıkıp gelmiş takım elbiselilerin, yaşlıların, ilk randevusundaki gençlerin, yani bildiğimiz normal insanların çay içer havasında esrar içtiği bir şehir.

Amsterdam’ın uyuşturucunun serbest olması nedeniyle turistlerin durak noktası olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak Amsterdam coffeshoplara gidip demlenmenin, bir kaç gün kafa olup gezmenin dışında şeyler de sunuyor turistlere ve yaşayanlara.
Amsterdam’a ayak basıp akşamın karanlığında hosteli bulmaya çalışırken ilk göze çarpan binaların yamukluğu oluyor. O yamuk yumuk, öne doğru eğilen binaları görünce insan “Acaba ot içilen bir sokaktan geçtim de dumanın kokusuyla kafam güzel oldu da binaları yamuk mu görüyorum?” diye düşünüyor anında. Ama bir kaç gün şehri karış karış gezip çoğu binanın hakikaten de yamuk olduğuna emin olunca şu iki sonuçtan birine varıyorsun:
 1) Bu binayı inşa eden ya da tasarlayanlar kafaları güzelken bu işi yapmış, yamuk yaptıklarını fark etmemiş düz yaptıklarını zannetmişler.
 2) Bu binalar ilk önce dümdüzmüş. İnsanlar kafaları iyi olunca bu binalar yamuk duruyor sanıp düzeltmeye çalışmışlar.

                                lambalar, direkler bile yamuk; düz fotoğraf çekmek imkansız

Amsterdam oldukça küçük; bütün şehri yürüyerek gezmek hayli mümkün. Şehir merkezindeki Hostel Globe Sport oldukça ucuz, odalar her gün temizleniyor; süper marketlere, restorantlara, coffeeshoplara, red light district’e ve Hollanda'nın ilk coffeeshop'ı Bulldog’a iki dakika yürüyüş mesefasinde.
                                                          Bulldog Coffeeshop

Amsterdam’ın ünlü ama aslında küçücük olan kalesi Waag’ın etrafında tatlı coffeeshoplar bulmak mümkün. Özellikle kalenin arkasındaki Jolly Joker şirin coffeeshoplardan biri ancak bilginize; girişte pasaport kontrol eden nadir coffeshoplardan.
Waag Kalesi

                                                         Jolly Joker Coffeeshop

Ünlü "Iamsterdam" yazısının olduğu parka ve ilerisindeki Van Gogh müzesine mutlaka gitmeli. Benim bulunduğum sırada müzede tadilat olduğu için Van Gogh’un eserleri ve empresyonism sergisi Amsterdam’ın diğer ünlü müzelerinden Hermitage’daydı. Sergide hem Van Gogh’la ilgili ilginç bilgiler hem de daha önce görmediğiniz tabloları bulunuyor.


Central Train Station’ın yakınlarındaki Sex Museum biraz küçük ancak giriş 4 Euro olduğu için en azından bir kafa uzatılıp nasıl bir yer acaba diye kontrol edilebilir. Rembrandt’ın 20 yıl yaşadığı evinin müzeleştirildiği Rembrandt Museum’a da Amsterdam’a gitmişken gitmeli derim.

Gece canlı müzikli, dans etmeli bir yer isterseniz de Leidsedwarsstraat’taki The Last Waterhole mükemmel bir yer. Konserler oluyor, denk gelirseniz jam yapıyorlar. İsterseniz etrafta birsürü oturcak yer var oturup dinleyin, kendinizi tutamazsanız da dans etmek için küçük bir dans pisti var.
Son tavsiyem, benim yaptığım gibi kışın (Ben ocak sonunda gittim.) Amsterdam'a gitmeyin. Görüleceği üzere her yer kar ve hava "buz gibi"den bile daha soğuktu.




                                               Rembrandt meydanındaki Rembrandt heykeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder