Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra Kültür Sanat Yönetimi üzerine yüksek lisans yapmaya karar verdim. Kültür sanat alaylıların işi mekteplilerin değil, bunun bölümü mü olurmuş diyenlerinizi duydum hemen. Evet eskiden hakikaten de öyleydi. Deneyim kazana kazana, kültür sanat kuruluşlarında, müzik mekanlarında, barlarda, festivallerde çalışa çalışa bir yerlere gelirdin. Kültür Sanat Yönetimi, Kültürel Politika, ve şimdilerde de daha kapsayıcı bir tanımla Yaratıcı Ekonomi oldukça yeni bir alan. Bir alanın daha akademikleşmesi, teorileştirilmesi ve ona belli bir biçem verilmesi onu daha profesyonelleştirip ciddileştirmez mi? Hem eğitim hayatınız boyunca ve sonrasında profesyonel deneyimlerle alaylı olup hem de üstüne yüksek lisans/lisans yapıp kültürel politikaların nasıl oluşturulduğunu, ilgilendiğiniz spesifik sektörün (müzik, sinema, medya, yayıncılık, eğlence, teknoloji, kültürel miras, sürdürülebilir kalkınma, sosyal sorumluluk hepsi yaratıcı ekonominin içindeki sektörler) inceliklerini, yaratıcı sektörlerde pazarlama gibi daha ayrıntılı konuları incelerseniz alanınızda çok daha donanımlı olmaz mısınız?
En azından ben daha donanımlı olacağıma karar verdim. Avrupa'da kültürel çalışmalara odaklanabileceğim en iyi ülkenin Fransa olduğunu düşündüm. Devletin kültürel kalkınmaya çok yüksek bir bütçe ayırması, özel insiyatifleri desteklemesi, birikmiş bir sanatsal geçmişinin olması, tarih boyunca sanatsal akımlara yön vermesi, özel sektörün de oldukça canlı olması gibi nedenlerle. Diğer bir seçenek de İngiltere olabilirdi ama burada benim için Fransız kültürüne, insanına, yemeğine, dağına toprağına daha yakın hissetmem ve Fransızca öğrenmek istemem gibi faktörler girdi araya.
Küçüklüğümden beri geleceğim için çok keskin kararlarım, hayallerim oldu. 8. sınıfta Gazi Anadolu Lisesi'nde okuyacağım dedim, okudum da. Lise sonda ÖSS'ye hazırlanırken yatağımın ucunda ve çalışma masamın sol tarafında Boğaziçi Üniversitesi'nin fotoğrafı vardı. Ben bu meydandaki çimlerin üstünde oturup kampüsün ihtişamlı eski binalarını karşıma alıp makalelerimi okuyacağım dedim ve 5 sene boyunca keyifle bunu yaptım. Hala da çimlere uzanarak geçirdiğim o anları özlüyorum ve mutlulukla anıyorum. Bu 5 sene Ankara'daki çalışma masamda hayal ettiklerimden çok daha fazlasını getirdi, yaşattı ve şu anki Aycan'ı hallice şekillendiren dönem oldu.
Bu sefer de Fransa'da kültür sanat çalışmaya karar verdim ve yapacaktım da. Aklıma koydum bir kere. Sadece 3 okula başvurdum. Fransa'da okumaya karar vermişken bütün okullara başvuru ücreti saçmaya ne gerek var dedim. Kültürel çalışmalar zaten yeni bir alan olduğu için Avrupa'da diğer sosyal bölümlere nazaran bu konuda ders veren -sayısı gittikçe artsa da- çok daha az okul var. Bu okulların çoğu İngiltere ve Hollanda'da. Fransa'ya baktığımızda ise dil ayrı bir süzgeç oluşturuyor. İngilizce Kültür Sanat okuyabileceğiniz sadece iki okul var. Biri NEOMA Business School'da MSc in Arts Management; diğeri ise EDHEC Business School'da MSc in Creative Business. Tabi ki gözüm kapalı, bağnaz bir şekilde Fransa diye tutturmadım. Avrupa'daki diğer okullara da bakınca aklımı çelen Bocconi University'deki MSc in Economics and Management in Arts, Culture, Media and Entertainment oldu. Üçüne de başvurdum ve kabul aldım.
Okulları araştırırken bir yandan da burs araştırıyordum. Neoma Business School'un kendi verdiği hiçbir burs yoktu. EDHEC Business School ise profile ve özellikle de GMAT skoruna bakarak en fazla %40'a kadar burs veriyordu. Bocconi'de ise %100 yetenek bursu vardı. Bu okulların hepsi de özel okullar o yüzden okul harçları inanılmaz rakamlar. Neoma benim başvurduğum 2013-2014 yıllarında 2014/2015 eğitim yılı için 13.500€'ydu, EDHEC 18.500€, Bocconi ise net hatırlayamıyorum ama 20.000€ küsürdü. Yani Türkiye'de orta halli bir aile için imkansıza yakın ya da aile bütçesini zorlayıcıydı. Burs olmadan olmayacağını beynimi çok da zorlamadan fark ettim. Yine de her zamanki gibi hayal dünyamda yaşamaktan da vazgeçmedim.
Uzun bir araştırma, ortalığa soruşturma döneminden sonra 3 seçeneğimin olduğunu tespit ettim:
- Eiffel Bursu (Yalnızca Fransa için, yalnızca aylık masrafları karşılıyor)
- Jean Monnet (Avrupa Birliği ülkeleri için, hem aylık masrafları hem okul ücretini karşılıyor)
- TEV-Fransa Büyükelçiliği Bursu (Yalnızca Fransa için, sadece aylık masrafları karşılıyor)
Bocconi Üniversitesi için aylık masraflarımı karşılayabilecek hiçbir seçenek yoktu. %100 bursa başvuracaktım ama bölüm 2 yıllık olduğu için Jean Monnet alamıyordum (Jean Monnet Bursu sadece bir yıllık bölümlere veriliyor), sadece İtalya'ya verilen başka bir burs da bulamadım. Yine de elimde seçeneğim olsun diye başvurdum ve %100 burs alarak bölüme kabul aldım. Bocconi University dünyadaki en iyi business okullarından biri, bölüm zaten inanılmaz bir bölüm. Ancak bursunuzun 2. yılda da devam etmesi için not ortalamanızın 30 üzerinden 27 olması gibi bir şart koşuluyor. Durumunuz zaten iyiyse ya da ultra zeki bir insansanız ve kendinize inanılmaz güveniyorsanız neden olmasın. Benim için ikisi de söz konusu değildi, riske atmadım, zaten gönlüm de hep Fransa'dan yanaydı, bir bakıma Fransa'da okumama bahane oldu.
Yukarda saydığım 3 bursa da öyle böyle kabul aldım, herbirinin de ilginç hikayesi var. Sürecin nasıl ilerlediğini ve bu bursların ayrıntılarını ayrı bir yazıda anlatacağım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder